YARENLER DİYARI ÇANKIRI
16 Mayıs 2011 Pazartesi
ÇANKIRI TARİHİ
Çankırı Tarihi
ÇANKIRI ADININ KAYNAĞI Çankırı’ya MÖ. Ankara ve çevrecinde oturan ve bir aralık burasını merkez yapan Galatlar zamanında "Gangrea" adını verilmiştir Bu isim bu güne kadar insanların dilinde değişikliğe uğrayarak gelmiştir. Önceleri "Cancari", daha sonra Garacalla paracı üzerinde "Gangaris” diye kullanılan Çankırı adını temsil eden bu kelimenin Paflagonya dilinde: "Keçili Bol Ülke" olarak geçtiğini, bu adın tiftik keçisinin yetiştirilmesine uygun oluşu ve keçilerin otlamasına elverişli bitki örtüsüne sahip bulunuşu sebebiyle, adı geçen toplumun çobanları tarafından bu adın verildiği ileri sürülmekledir, Fakat İslami Ansiklopedisi’nde ve Hacı Şeyhoğlu Hasan Efendinin eserlerinde "Ganpara" ve "Gangra" adları ile geçtiği bilinmektedir. Bazı kaynaklar. Romalılar devrinde bu adın verildiğini iddia etmekle ve yine bu dönemde "Ganpara" olarak söylendiği görülmekledir. Bazı batılı kaynaklarda "Can cara" ve "Han Cara” olarak geçmektedir. Roma imparatoru Septimus Severius’un adına basılan paralarda Çankırı'ya; “Tanrılar Ocağı" adı verilmiştir. Roma dilinde Çankırı, "Gangra" ve “Germanikapolis" diye adlandırıldığı bilinmekledir. Kalesinin sağlamlığı ile anıldığı bir dönemde, Selçuklular zamanında Emir Karatekin tarafından fethedilmesiyle "Kangırı" adını alan şehrin ismi. Osmanlı imparatorluğu döneminde "Kangırı", "Gangra". "Kengeri". "Kangri" olarak geçmektedir.Halk arasında bugün dahi Çangırı" biçiminde söylenmekte ve Cumhuriyetin ilk yıllarında "Kangri" şeklinin Çankırı şeklinde kabulü o zamanki Çankırı mebuslarından Ahmet Talat, Mehmet Rıfat ve Yusuf Ziya beylerin, 9 Nisan 1925 tarihinde TBMM ne verdikleri bir takrir üzerine, Hükümetçe yapılmıştır. EFSANELERDE ÇANKIRI Koma devri, Deniz Tanrısı olan Poseidon’un oğlu Nikostratos’un, Paflagonya dağlarında çobanlık yatırken, bu yöreyi beğenerek yerleştiği ve o sırada doğurmuş olan keçisine koymuş olduğu adı aynı zamanda bu şehre verdiği belirtilmektedir. Bir efsaneye göre, bölgede Bizans artığı çok kilise varmış. Çan sesleri tüm yaylaya yayılır, ta uzaklardan duyurulmuş. Diğer yandan Çankırı adı üzerine halkın da söyledikleri var. Şehir halkı daha çok ticaretle uğraşıp develerle mal taşıyarak kervan düzerlermiş. Çankırı ve çevresinde, dağ, taş, ova, bayır, deve çanlarıyla çın çın inlermiş. Bu yüzden şehre “Çankırı" demişler. "ATATÜRK VE ÇANKIRI" Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında Anadolu'nun diğer kentleri gibi, Çankırı ve ilçeleri de tamamen harap ve bakımsız bir halde idi. Yetişmiş insan gücünü Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nda yitirmişti. buna rağmen İstiklâl Savaşı'nda vatanın kurtarılması için üstüne düşen her görevi genci, ihtiyarı, kadın-erkek demeden büyük bir gayretle yerine getirmiştir. Çankırı insanın, istiklâl Savaşı’nda gösterdiği üstün gayret, kurtarıcının takdirini kazanmıştır, Bu nedenle her fırsatla Çankırı'yı ziyaret etmeyi arzulayan Ulu Önder, kendilini davet için gelen Çankırı heyetine ziyaret edeceğim bildirdi ve bu ziyaret ile Atatürk, Şapka ve Kıyafet inkılâbını, Çankırı'dan başlatmış, Kastamonu ve İnebolu'da ilan etmiştir. ÇANKIRI'YI ZİYARET Atatürk Çankırı'ya 23 Ağustos 1925 günü gelmiştir, Geldiği otomobilde Kütahya Mebusu Nuri Conker ve Rize Mebusu Fuat Bulca da vardı. Heyete refakat eden öteki otomobillerde Riyaseti Cumhur Umumi Katibi (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri) Tevfik Bıyıklıoğlu. Başyaver Rusuhi Muzaffer, Muhaliz Kıtası kumandanı İsmail Hakkı Tekçe, Hususi Kalem'den Çankırılı Lütfi ve Mustafa Beyler bu bulunmaktaydı. Atatürk'ün Çankınrılılar tarafından karşılanması ve ağırlanması o sıralar Türk Ocağı Başkanı ve Anadolu Ajansı muhabiri olan Tahsin Nahit Uygur tarafından, kendi gazetesi olan ve o tarihte Çankırı'da yayınlanan Necat Gazetesinde, şöyle anlatıyor: "Kalecikten sonra Çankırı sınırı olan Tüney'in Çandır Hanında Atatürk, Çankırı Mebusları Ziya, Talat Onay, Rıfat, Vali Cemil, Operatör Miralay Refik, Topçu Alay Komutanı Kaymakam (Yar- bay) Osman, Halk Fırkası Reisi Müftü Ata. Belediye Başkanı Cemal, Türkocağı Reisi Talisin Nahit Uygur beylerden oluşan bir heyet tarafından karşılandı." (Sayı: 77. 27.Ağustos. 13-11). Karşılamada bulunan Çankırı Mebusu Ahmed Talay Onay'ın hatıra defterinde şunlar kayıtlıdır: "Otomobilden inen Paşa şapkası elinde olduğu halde teker teker elimizi sıktı. Bizde kalpaklarımızı çıkardık. Vali Bey, Müftü Efendiyi Halk Fırkası Başkanı diye tanıtınca:- Hem müftü, hem parti başkanı nasıl olur? diye sordu, Hepimizi ayrı ayrı süzerken:- Hani sizin şapkanız? dedi. Hepimiz bu som karşısında şaşırmıştık... – Başınızda şapkayla buyuracağınızı bilseydik bizde birer şapka tedarik ederdik, dedim. Karşılama heyetinde bulunan Tahsin Nahit Uygur, İstanbul’dan bir şapka gelindiğini ve Atatürk'ü Çankırı sırasında heyetin diğer üyeleri ile birlikte karşılarken kendisinin şapkalı olduğunu ve bunun için Atatürk'ün özellikle Çankırı milletvekillerine bu soruyu sorduğunu, Kastamonulu Gazeteci Aziz Demircioğlu'na anlatmıştır. Bu da gösteriyor ki. Şapka İnkılâbı ismen ve fiilen. Çankırı'da başlatılmıştır. Nitekim, irticalen de olsa Atatürk, Çankırı mebuslarını, şapkalı olmadıkları için sorguya çekmiştir. Yani kendisiyle birlikte onların da şapka giymiş olmaları gerekliğini vurgulamıştır. ATATÜRK ÇANKIRI'DA Necat Gazetesi'nde olayı anlatan haber öyle devam ediyor: "Hoşgeldinizden sonra birlikte Çankırı'ya hareket edildi. Yol üstündeki köyler, sınırlarında kurban keserek Gazi'yi karşıladı ve uğurladılar. Alafranga saatle 12:00 sıralarında Çankırı'ya varıldı. Kışla civarında. Topçu Alayı tarafından yapılan zafer lakından başlayarak. Millet Bahçesi civarındaki köprü başına, Hükümet Konağı önündeki büyük yol üzerine ve Belediye civarına olmak üzere dört zafer yapılmış, çok güzel biçimde süslenmişti.Gazi şehre girmeden önce, birinci takın sağ tarafına kız ve erkek okul öğrencileri, sol tarafına toplan koşulu olduğu halde 8.Alayın subay ve erleri, millet bahçesi civarındaki zafer takından, hükümet civarındaki, üçüncü zafer takına kadar ellerinde bayraklar, milli kıyafetleri ile esnaf demekleri mensupları, üçüncü takdan dördüncüsüne kadar da lakın iki tarafına memurlar ve halk dizilmiştir. Önde büyük kurtarıcı'nın otomobili, arkasından diğerlerinin görünmesi üzerine, kışla civarına geldiklerinde verilen işaret ile kaleden top atıflarına başlandı. Gazi birinci lakın önünde otomobilden inerek, selam duruşunda olan asker ve öğrencilere iltifat elti. O sırada iki kurban kesildi. Kız okulu öğrencisi olan Vali Cemil Beyin kızı Mualla tarafından kendisine bir buket verildi ve hoş geldiniz. denildi. Millet bahçesi köprüsünden geçirilirken arıcılık istasyonunda bulunan yüzlerce bayan "vatan babası, yetimler atası , sefa geldiniz" diyerek Gazi'yi devamlı alkışladılar. Öğrenciler de çiçek serptiler. Birinci taktan sonra her takın önünde de ikişer kurban kesildi. Hükümet Konağı'ndan Belediye'ye kadar halılar serildi. Tüm resmi ve özel binalar süslenmişti. Halkın gösterdiği içten sevgi gösterileri arasında doğruca Belediye'ye giden Gazi, burada çay içerek hoş geldine gelenleri kabul elli, hepsinin ayrı ayrı hatırını sordu. Kısa bir dinlendikten sonra halkın gösterdiği yakılıktan dolayı Belediye Baskınına teşekkür etti ve Belediyece verilen ziyafette bulunmak üzere Kız Ortaokulu'na gitti. Ziyafetin bitiminde okul içinde önceden hazırlananı bir odada dinlendikten sonra Kastamonu'ya hareket etli. Topçu Alayı, okullar ve halk tarafından şehir dışına kadar uğurlandı. Vali Cemal, Milletvekillerinden Ziya, Talat, Rıfat, Operatör Rıfkı Alay Komutanı Osman, Belediye Başkanı Cemal ve Tüccarlardan Zincircizade İsmail Bey’ler Gazi’yi Kastamonu'ya kadar uğurlamak üzere beraberinde gittiler.Ilgaz Kasabası halkı ile civar köylüler kasaba yakınındaki İnköy Hanı'na kadar gelerek Atatürk'ü karşıladılar, kurbanlar kestiler ve uğurladılar. Gazi'nin Çankırı'ya gelişi üzerine Çerkeş Belediyesi'ne çekilen ve kendisini Çerkeş İlçesi'ne davet eden telgrafa Mustafa Kemal Paşa, içten teşekkürlerini bildirerek gelemeyeceği şeklinde cevap verdi. Atatürk'ü Ilgaz Derbent’te Kastamonu heyeti karşıladı. KASTAMONU'DAN ÇANKIRI'YA DÖNÜŞ Atatürk'ün, Kastamonu ve İnebolu'yu ziyaretinden sonra Çankırı'ya gelişi, 3 Eylül 1923 tarihli "Nejat Gazetesinde şöyle kaydedilmiştir: " Gazi, saat 18:30 sularında Çankırı'ya geldi. Başta Topçu Alayı olmak üzere öğrenciler, memurlar, tüm esnaf, kadın, çocuk kendisini karşıladılar. Esnafın elerinde sanatları yazılı bayraklar vardı. Çiftçiler ise kırmızı-beyaz kurdeleler ve başaklarla süslü bir kağnı arabası hazırlamışlardı. Tüm halkın başı açıktı Gazi -Zahmet ettiniz, teşekkür ederim. iyi misiniz?. iltifatları ile halkı sevince boğdu. Kağnı arabasının hizasına gelince çiticilerden dava takipçisi İsmail Efendi:-Paşamız. Çankırı çiftçileri adına hoş geldiniz, derim. Doğru yolu göstermeniz, sayesinde şu kağnı ile düşmanların otomobilli, tanklı ordularına galip geldik. Çankırı çiftçileri, eskiden ürettiklerinin yarısını Aşar vergisine, kalan yarısını da kendilerine çalan mültezimlerden ve âşâr vergisinden kendilerini kurtardığınız için size sonsuz teşekkürlerini sunuyorlar, diye bir konuşma yaptı. Gazi:-Aşar kalktığı halde, uygulamada vardır diyenler var, doğrumudur, böyle bir şey var mıdır? diye sorunca;-Hayır, katiyen Paşam, cevabını verdiler.Gazi şehre girişinde top atışları ile selâmlandı.O gece Atatürk. Çankırı Ortaokul binasında hazırlanan özel odada kaldı. Ertesi sabah (Eylül 1923) saat 9:30'da Ankara'ya gitmek üzere, halkın yine coşkun sevgi ve saygı gösterileri arasında Çankırı'dan ayrıldı. ÇANKIRI KONUŞMALARI Konuşma Atatürk Çankırı'da kaldığı süre içinde mesaj taşıyan konuşmalar yapmıştır. Bunlardan ilki Kastamonu dönüşümle dinlenmek üzere gittiği Hükümet konağında, Çorum Mebusu İsmail Kemal Bey’in başkanlığındaki İskilip heyetini kabulde yaptığı konuşmadır . Atatürk Heyeti serpus (şapka) ve kıyafet hakkında şunları söylemiştir:" -Kıyafetin medeni bir şekle dönüşmesi için kanun gerekmez karar verir, millet yapar. Yalnız bir Diyanet işleri Başkanlığı ve Diyanete mensup müftü, imam hatipleri vardır. Bu sınıfa ait kıyafetleri tanırız- Diyanet içlerinde görevli olmayıp da hariçte kalanların aynı kıyafetleri giymeleri doğru değildir. Bunu hiç kimse tanımaz ve kabul etmez. Bizlerde medeni kıyafetin bütün ayrıntılarını kabul ettik. Memurlar ve Milletvekilleri bunu gereği kadar uygulayarak halka rehber olmaktadırlar. Tekkeler de derhal kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti her konuda halka yol gösterecek kudretedir. Hiç birimiz tekkelerin yol göstermesine muhtaç değiliz. Bizler uygarlıktan, ilim ve fenden kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka birşey tanımayız Tekkelerin amacı halkı kendinden geçirmek ve aptallaştırmaktır. Halbuki halk kendinden geçmek istememektedir. Tekkeler basit bir gibi görülebilir, fakat önemleri vardır. Biz dünya ailesi içinde medeniyiz. Her işte medeniyetin gereğini uygulayacağız.” II.Konuşma Atatürk, kalması için hatırlanan ortaokul binasına giderken Çankırılılar adına Hükümet konağı kapısında Tahsin Nahit Uygur'un yaptığı konuşmaya mukabele ve Çankırılılara hitaben şöyle konuşmuştur: "-Sevgili kardeşler! Beni hislendirmek ve heyecanlandırmak için ne güzel bir kardeşi aracı ettiniz. Buradaki isabetinizi tebrik ederim. Çok derin, çok samimi duygularınıza teşekkür ederim. Beni çok sevdiğinizi bana çok güvendiğinizi, işaret ettiğim hedeflere bütün varlığınızla yürüyeceğinizi söylüyorsunuz, benim buna verebileceğim cevap şudur ki; Ben bu güven ve saygıya hak kazanarak başarılar göstermişsem, o da sizlerin yardımı ile olmuştur. Güveninize yüreklen inanarak, milli görevimde muhtaç olduğum gücü ve yetkiyi sizden alıyor, sizden buluyorum. Bahtiyarlığımı Çankırı'nın sevgili halkının karşısında yüksek sesle ifade ediyorum.III. Konuşma ÇANKIRILIYI TARİF Çankırı Mebusu Ahmet Talat Onay, hatıralarında. Atatürk'ün kaldığı ortaokul'da akşam yemekle aralarında geçen kısa konuşmayı şöyle anlatır:"-Paşam, bu kadar seyahatte bulundunuz, her gittiğiniz yerde bir hususiyet görmüşsünüzdür. Çankırı'da ne gördünüz?" diye sorunca, o büyük adam hiç düşünmeksizin :-İncelikli..Cevabını verdi, fakat bizim merakla yüzüne baktığımızı görünce de:"-Kastamonu'da benim için İstanbul’dan mobilya getirmişler, halbuki ben kuru bir sandalyede oturabilirdim.İnebolu'dan da banyo tenekesi getirmişler. Termosifonu yok. Onların denizden ulaşımları var. Sizin ise denize ve trene mesafeniz yüzyirmi-yüzelli km'dir. Bir yolcu için en büyük ikramın banyo olduğunu düşünmüşsünüz. Kırık dökük araçlarla bunu hazırlamaya muvaffak olmuşsunuz. Bu ikram bana beş bin liralık mobilya ikramından daha iyi geldi. Bir de yatak odası vardı. Bir saraya yakışacak şekilde tertip olunmuş. Çok cazip ve dikkati calip buldum." Anma Törenleri Festival her yıl, 23-24 Ağustos günleri; "Atatürk'ün Çankırı'ya gelişi ve Karatekin Şenlikleri" olarak kutlanmaktadır. Çok öncelerden başlayan kutlama törenlerinde zaman zaman 1980’lerden sonra aksamalar görülmüştür. Anma töreni, bazen festival halinde kutlanmaya devam edilmektedir. Festival şeklinde geniş boyutlu şenlik ve kutlamalar yapıldığında organizeyi Çankırı Valiliği ve Çankırı Belediye Başkanlığı üstlenerek yürütmektedirler. Kutlama törenleri, kültürel, folklor ve sanatla birlikle şenlikleri de kapsayan geniş programların icra edildiği müstesna günler yaşanmaktadır. Şenliklere yurt içinden ve yurt dışından çeşitli ekipler de davet edilerek, gittikçe milletler arası hüviyet kazandırılmaya çalışılmış fakat 1990'lı yıllardan sonra zaman zaman kesintiye uğrayarak devam ettirilmiş ve devam ettirilmektedir. |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



